|
Aysel Özpınar
1955 yılında Adana'da doğdu. Babasının adı Mustafa, annesinin adı ise Dôndü idi.
Adana Abdulkadir Paksoy Lisesinden 1974'de mezun oldu. özel kuruluşlarda sekreterlik ve çeşitli salon ve gazinolarda da şarkıcılık yaptı.
Yaptığı ilk evlilkten bir çocuğu dünyaya geldi.
1994 yılında « Bizim Kuşak » dergisi tarafından bir şiiri ödüle layık görüldü.
TRT İzmir radyosunda çalışan Bedri KARADAĞ'dan ve Kanun Sanatçısı Nihat İNCE'den şan dersleri aldı.
Türk Sanat Müziği dalında verdiği konserler dileyenleri büyüledi.
1990 yılında rahatsızlanarak yatağa düştü.
Duyduğu « sen bıçak altına yatacaksın » sözleri yüreğine mıh gibi saplanmıştı. Bu sôz ona üç kez tekrarlanmıştı. Bunlar bir rüya degil yanıbaşında tekrarlanmıştı. Görüntüsuz üç kez tekrarlanan bu sözler beraber çalıştığı bir bayanın bıçaklanması ile gerçekleşir gibi olsa da kendisinin 6 kez ameliyat geçirmesi ona hitap edilen gerçeği de geleceğine taşımıştı.
Tedavi için bütün varlığını sattı.
« Senin çaren burda » şeklinde duyduğu sesleri de « senin çaren Bor'da » şeklinde yorumlayarak Bor'daki « Ahmed Kuddusi Huzurevine yerleşti.
Sabah Gazetesi « Sanatçının Dramı » diye onun durumuyla ilgil başlık attı. Eski sağlık bakanı Yıldırım AKTUNA onunla ilgilendi.
Yayınladığı kitaplar :
1) Acılarımı Çıkınladım Yüreğime
T.C. Kültü Bakanlığı
Kütüp han,eler Genel Müdürlügü
ISBN 975 - 95806 - 7-5
Ozan Yayınları N° 9
Birinci Baskı : Temmuz 1997
İkinci Baskı : NIsan 2000
2) İnceldi yüreğim titriyor yine
T.C. Kültü Bakanlığı
Kütüp han,eler Genel Müdürlügü
ISBN 975 - 97151 - 3-9
Ozan Yayınları N° 21
Birinci Baskı : Mart 2001
Kitaplarını isteme adresi :
Aysel ÖZPINAR
Ahmed Kuddusi Huzurevi
51700 Bor - Niğde
Her birinin ayrı ayrı derdi var...
Zaman değiştikçe şartlar da değişiyor!
Para ve çıkar hırsı yaşlılarla olan ilişkileri de yokediyor.
Yarın onlar da ilgisiz bırakılacaklar... Hem de taşıyamayacakları kadar...
Bayrat Atçı
Raşit Özata
Hüseyin Tezcan
Mecit Tekin
Süleyman Banras
Ahmed Kuddûsi Hazretleri
Kuddusi Hazretleri, 11 Rebiülevvel 1183 'de (Temmuz 1769) Niğde' nin Bor kasabasında doğmuştur. Asıl adı Ahmet b.Hacı İbrahim olan Hz. Kuddusi, daha çok "Mar'aşi-zade" ve "Kuddusi" lakapları ile maruf ve meşhurdur. Bu "Kuddusi" lakabını ona bizzat Allah Teala vermiştir. Öyle ki, o, anasının karnında iken Allah"ın "Kuddusi" ismini zikreder ve anası da bunu işitirmiş. Hz. Kuddusi, "Kuddusiyem!" isimli şiirinin bir beytinde bunu şöyle ifade etmiştir:
Bil ana rahminde beni ki etmişem takdis A'nı,
Anam işitmiştir bunu Kuddusiyem! Kuddusiyem!
.......
Hz. Kuddusi, 1265/1848 tarihinde Bor'da vefat etmiştir. Hz. Kuddusi'nin vefat ettiği gün meydana gelen bir olay vardır ki, onu burada anlatmadan geçmemiz mümkün değildir. Hz. Kuddusi'nin vefat ettiği gün, köylünün biriside kırılan sabanını tamir ettirmek üzere Bor'a geldiğinde, çok kalabalık bir cemaatın cenaze namazına hazırlandığını görünce, abdestini tazeleyerek cenaze namazını kılar. Hemen işine dönmek niyetinde olduğundan, yakındaki bir demirci dükkanına girerek, tamir etmesi için saban demirini ustaya verir. Demirci, ocağa koyduğu demirin korlaşmadığını, saatlerce uğraştığı halde dövülecek hale gelmediğini görünce, şaşkın bir halde düşünceye dalar. Bu sırada yakın bir tanıdığı dükkanına girer. Demirci, durumu ona anlatır. O da, köylüye; "Sen nerelisin, bu demiri nereden getirdin?" diye sorar. Köylü; "Ben filan köydenim. Bu demir, dün çift sürerken bir kayaya takılıp kırıldı. Tamir ettirmek için buraya getirdim. Bor'a girdiğimde, eşini görmediğim bir cemaate katılarak cenaze namazını kıldıktan sonda bu dükkana geldim." Deyince, o kişi; "Senin, adını sormadan namazına iştirak ettiğin zat, Büyük Veli, Hakk Aşığı Şeyh Ahmed Kuddusi Hazretleriydi. Allah Teala, değil onun namazını kılanı, o cenazede hazır bulunan alet ve edevatı da ateşten muhafaza etmiştir." Der. İman sahibi olan bu köylü, yeni bir saban alıp köyüne döner.
Hz. Kuddusi, 1265 Cemaziyelahir, 1848 Mart) tarihinde Bor'da vefat etmiş olup, Sarı Saltuk Hazretleri'nin kabrinin karşısında bir yere defnedilmiştir. Sondadan, kabirleri şehirlerin dışına nakletme hususundaki umumi karar üzerine de, bu günkü kabristandaki ziyaretgah olan yerine nakledilmiştir. Bu nakil esnasında bazı olaylar çıkmış, işe Kaymakam, Belediye Başkanı ve Jandarma Komutanı müdahale ederek, Hz. Kuddusi'nin kabrine karşı nahoş sözler sarfedip, edebe aykırı davranışlarda bulunmuştur. Kabrin nakli hadisesinde Ahmed Eren Efendi, Bor dışında olduğundan dolayı, bu nakil işini Hacı Emmi'den şöyle nakletmiştir: "Kabr- i şerifi yıkmak için kimseyi razı edememişler. Ameleler bu şeni işi kabul etmediğinden, ancak hapishaneden getirilen birkaç mahkum ile yıkmaya başlamışlar. Bu esnada Jandarma Komutanı kabrin taşına bir tekme vurarak; "Kazın!" diye emretmiş. Kabri açmışlar ki, kefen bembeyaz duruyor. Ve o esnada etrafı, orada bulunanların daha önceden eşine rastlamadıkları çok güzel ve hoş bir koku sarıvermiş, Ve yine hava çok sıcak ve yakıcı ve yakıcı iken gökyüzü aniden bulutlanarak, rahmet çiseleyip, serinlik ve ferahlık hasıl olmuş. O civarda bulunan herkes, o emsalsiz kokuyu hissedip, tarifsiz bir emsal içinde kalmışlar. Hz. Kuddusi'nin kefeni, mübarek naşı ve kabrin içindeki taş ve topraklar, İbrahim Eren'nin hazırladığı yeni bir bez torba içine konarak, bu günkü kabrine konulmuştur. Kabre tekme atan şahıs, azap meleklerinin sillesi ile olacak ki, düştüğü yerden evine götürülmüş ve "Beni kurtarın!" diye bağıra bağıra ölmüştür.
|