|
° 14.07.2005
1121/2005
TABİP ODASI BAŞKANLIĞI'NA
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi'nin hekimlere yönelik halkı kışkırtan, hekimlere ve sağlık çalışanlarına saldırıları tahrik eden Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ hakkında suç duyurusunda bulunduğu 14 Temmuz 2005 tarihli basın toplantısında paylaşılan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na hitaben yazılmış metin ektedir.
Konu ile ilgili gelişmeler tarafınıza iletilecektir. Bilgilerinize sunar, çalışmalarınızda başarılar dileriz.
Saygılarımızla;
Dr. Orhan Odabaşı
TTB Merkez Konseyi
Genel Sekreteri
ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI'NA
ŞİKAYET EDEN :Türk Tabipleri Birliği
VEKİLİ : Av.Mustafa Güler - Av.Ziynet Özçelik
Strazburg Caddesi 28/28
Sıhhiye
06430 Ankara
ŞİKAYET EDİLENLER :
1 - Recep Tayyip ERDOĞAN, Başbakan - Ankara
2 - Recep AKDAĞ, Sağlık Bakanı - Ankara
SUÇ : Hasta ve yakınlarını gerçek dışı açıklamalarla hekimler aleyhine kışkırtmak.
SUÇ TARİHİ : 2003 - 2005
AÇIKLAMALAR :
1. Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı ve Sağlık Bakanı olan şikayet edilenler ekli gazete haberlerinde de görüldüğü üzere sürekli olarak hekimleri beceriksizlikle, hastaya zarar vermekle ve hastanın cebine ellerini atmakla suçlamışlardır. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nin başı olan Başbakan ve sağlığın korunması ve geliştirilmesinden birinci derecede sorumlu olan Sağlık Bakanının hekimlere yönelik hasmane ve suçlayıcı tutumu toplumda hasta ve hasta yakınları ile hekimler arasında sürekli bir gerilim doğmasına sebep olmuş; şikayet edilenlerin açıklamalarına paralel olarak hekimlere yönelik fiili saldırılarda ciddi bir artış yaşanmıştır.
2. Ekli dosyada kısa zamanda Tabip Odalarından toplanan ülkemizde hekimlere yönelik fiili saldırı örnekleri bulunmaktadır. Örneğin:
14.07.2004 ve 28.07.2004 tarihlerinde Adana'da görevli iki ayrı hekim bıçaklı saldırıya maruz kalmıştır. 13 Şubat 2005'de Adana Devlet Hastanesi Acil Servisi'nde hekimlere ve sağlık çalışanlarına silahlı saldırı gerçekleşti.
21.09.2004 tarihinde Adıyaman Devlet Hastanesi acil servisinde görevli bir hekim hasta yakınlarının fiili saldırısına uğramıştır.
06.01.2003 tarihinde Ankara'da görevli bir hekim biopsi planladığı hastasına bir ay sonrasına randevu verilmesi üzerine bıçaklı saldırıya maruz kalmıştır.
12.05.2005 tarihinde Bursa Çocuk Hastanesinde görevli bir hekime hasta yakını tarafından silahlı saldırı yapılmıştır.
20.07.2004 tarihinde Çanakkale'de görevli bir hekim hasta yakınlarının saldırısına maruz kalmıştır.
17.04.2004 ve 26.04.2004 tarihlerinde Denizli'de görevli iki hekime hasta yakınları tarafından fiili saldırıda bulunulmuştur.
29.06.2005 tarihinde Edirne'de görevli bir hekim ve bir sağlık memuruna hasta yakınları tarafından fiili saldırıda bulunulmuştur.
18.04.2004 ve 16.03.2005 tarihlerinde Eskişehir'de görevli iki hekime hasta yakınları tarafından fiili saldırıda bulunulmuştur.
2002 - 2004 yılları arasında İstanbul'da görevli 10 hekime, hasta ya da hasta yakınları fiili saldırıda bulunulmuştur.
2004 - 2005 yıllarında Karabük'te görevli 6 hekime karşı hasta veya hasta yakınları tarafından tehdit, silahlı tehdit, fiili saldırıda bulunulmuştur. Önce acil serviste darp edilip ardından tehdit edilen bir hekim tayin isteyince ilden ayrılmak zorunda kalmıştır.
2002 - 2004 yılları arasında Kocaeli'de görevli iki hekim darp edilmiş, bir hekim bıçakla yaralanmıştır.
12.06.2003 tarihinde Manisa'da görevli bir hekim nöbetçi olduğu sırada fiili saldırıya uğramış; bir başka hekim de 13.04.2005 tarihinde silahlı saldırı sonucu yaralanmıştır.
22.10.2004 tarihinde Mersin'de görevli iki hekim hasta yakınının fiili saldırısına maruz kalmıştır.
2005 yılında Sakarya'da görevli bir hekime, röntgen göstermeye gelmiş bir hasta yakını tarafından fiili saldırıda bulunulmuştur.
Tekirdağ'da görev yapan bir hekim ve bir sağlık memuru 2003 yılında sağlık ocağında muayene ettikleri bir hasta yakını tarafından saldırıya uğramış; iki hekim 2004 ve 2005 yıllarında hasta yakınları tarafından hastane bahçesinde bıçaklanmış;bir hekim 2004 yılında hasta yakınları tarafından gece vakti bir hasta için çağırılarak darp edilmiş ve bir hekim de 10.06.2005 tarihinde hastane acil servisinde hasta yakınlarının fiili saldırısına maruz kalmıştır.
2002-2003 yıllarında Trabzon'da görevli dört hekim fiili saldırıya maruz kalmış; ayrıca bu hekimlerden birinin aracı kundaklanmıştır.
3. Hastaya yardımcı olmaktan başka bir çabası olmayan hekimlerin öldüresiye dövüldüğü aşağıda ayrıntısı belirtilen olay ise en son yaşanmış olandır:
Dr.Mehmet ANDI Antakya Devlet Hastanesinde görevli Beyin Cerrahisi Uzmanıdır.
03 Temmuz 2005 Pazar günü Antakya Devlet Hastanesi acil servisine 112 ambulansı ile kimliği belli olmayan, şuuru kapalı, genel durumu kötü bir hasta getirilmiştir. Hastaya öncelikle acil müdahalesi yapılmıştır. Hastaya iki yönlü kafa grafisi, pelvis grafisi, sol ön kol iki yönlü grafisi, sağ diz grafisi BBT, USG, tam kan tetkikleri yapılmış ve damar yolu açılmıştır.
Başka bir hasta için yapılan çağrı sebebiyle hastanede bulunan Dr.Mehmet ANDI derhal acildeki hastanın yanına gelmiş, gerekli müdahaleleri yapıp, muayenesini değerlendirmiştir. Dr.ANDI, hastanın yanından hiç ayrılmamış, gerekli Bilgisayarlı Beyin Tomografisi çekimine de refakat etmiştir.
Belirtilen tetkik ve muayenelerin yapılmasından sonra hastada mevcut hafif terleme Genel Cerrahi Uzmanı Dr.Nurettin DOLAPÇIOĞLU tarafından değerlendirilmiş ve istem üzerine Radyoloji Uzmanı Dr.Nedim KAVLAK tarafından batın USG çekilmiştir.
Hasta, Ortopedi uzmanı Dr.Süleyman Bilgili ve Göğüs Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Dr.Fuat Kuseyri tarafından da değerlendirilmiş ve vücudunun çeşitli yerlerinde kırık ve çökmeler tespit edilmiştir.
Sonuçta hastanın yatışının yapılmasına karar verilmiş ve yatış işlemlerine başlanmış ise de hasta birden fenalaşmış; zaten hasta başında bulunan Dr.ANDI ve diğer doktorlar tarafından yapılan bütün müdahalelere rağmen hasta kurtarılamamıştır.
Hastanın öldüğü, bekleyen babasına bildirilmiştir. Bu sırada hastanın babasının yanında bulunan kişi tarafından Dr.ANDI ölümle tehdit edilmiştir. Dr.ANDI'nın çağırması üzerine hastane polisi tarafından şahıs dışarıya çıkartılmıştır.
Aradan kısa bir süre geçtikten sonra polis tarafından dışarı çıkartılan şahısla birlikte 5 - 6 kişi hastane içine girerek gördükleri bütün sağlık görevlilerine saldırıp tehditler savurmuşlar; "sen doktor musun" diye sordukları Dr.Yusuf TAŞ'ın yüzüne yumruk atmışlardır.
Saldırılarına devam eden bu şahıslardan biri elindeki bıçakla Dr.Selahattin CAN'a saldırmış bir diğeri de Dr.Mehmet ANDI'nın üzerine yürümüştür. Dr.Mehmet ANDI yüzüne aldığı yumruk darbeleri ile yere yıkılmış ise de saldırgan doğrudan kafaya yumruk atmaya devam etmiş, bir süre sonra da "bittin sen!" diyerek üzerinden kalkmıştır.
Dr.ANDI, ölmemiş ise de aldığı yumruk darbeleri sebebiyle ağır yaralanmış, burnunda meydana gelen kırık sebebiyle ameliyat edilmiştir. Dr.ANDI, yaklaşık bir aydır hastanede tek beyin cerrahı olarak çalışmaktadır. Dr.ANDI'ya yapılan bu ağır saldırı, bir trafik kazası sebebiyle kafa travması ile gelen hastaya müdahale edilebilmesini de engellemiştir.
4. Hastaların sağlığına kavuşabilmesi için özveri ile mesleğini yapmakta olan hekim ve diğer sağlık mesleği mensuplarına karşı girişilmiş olan bütün saldırılar ve son yaşanan linç girişimi hiçbir şekilde kabul edilemez. Son yıllarda en yetkili kişiler olan Başbakan ve Sağlık Bakanının hekimlerin ve hekimlik mesleğinin örselendiği açıklamalarda bulunulmuş olmasının kimi insanlarda bütün suçluyu hekim olarak görme eğilimini arttırmıştır. Açıktır ki, "iğne yapmayı bilmeyen hekimler" gibi açıklamaların da beslediği nefret ile hareket eden gözü dönmüş kişiler yıllarca tek beyin cerrahı olarak çalışmış, günlerden Pazar olmasına karşın görevi başında hastayı yaşama döndürmeye uğraşan 63 yaşındaki bir hekimi öldürmek kastıyla hareket edebilmişlerdir. Gelinen ortam ve yaşanan olaylar geleceğe ilişkin umutları kırıcı niteliktedir.
5. Yukarıda belirtilen olaylarda saldırıda bulunan kişiler hakkında adli işlemler yapılmaktadır. Ancak bu kişileri açıklamalarıyla cesaretlendiren, hekimlere karşı kışkırtan, hasta ve yakınlarını neredeyse hekimlere karşı saldırıda bulunmaya azmettiren Başbakan ve Sağlık Bakanının da sorumluluklarının tespiti hekimlerin can güvenliğinin sağlanması bakımından büyük önem taşımaktadır.
SONUÇ VE İSTEM : Açıklanan nedenlerle, kamu görevini yerine getirirken ve sırf bu görevi yerine getiriyor olması sebebiyle hekim ve diğer sağlık çalışanlarına karşı ölümle tehditte bulunan, yaralayan ve öldürmeye teşebbüs eden kişileri bu eylemleri yapmaya cesaretlendiren açıklamalarda bulunmuş olmaları sebebiyle şikayet edilenlerin cezalandırılabilmeleri için kamu davası açılmasını saygılarımızla ve vekaleten talep ederiz.
Türk Tabipleri Birliği vekili
Av.Mustafa Güler - Av.Ziynet Özçelik
ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA, ANKARA
Türkiye Büyük Millet Meclisi, ANKARA
ŞİKAYET EDEN : Emin ŞİRİN (İstanbul Milletvekili)
ŞÜPHELİ : Ahmet ERTÜRK (TMSF Başkanı)
Büyükdere cad. No:143 Esentepe/İSTANBUL
S U Ç : 1. Devletin kurum ve organlarını aşağılama, 2. Kamu görevlisine görevinden dolayı basın yoluyla müteselsil olarak hakaret. 3. Görevini kötüye kullanmak. (TCK 301, 125/3-a, 257 ve 43.maddeleri)
SUÇ TARİHİ : 2005 ve 2006 yılı muhtelif tarihlerde.
AÇIKLAMALAR :
Sanık Ahmet ERTÜRK, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) Başkanı olup, Bankacılık Yasası ile kendisine geniş yetkiler ve imkanlar tanınmış önemli bir kurumun başındaki bürokrattır.
Başında bulunduğu ve sorumluluğu altında olan kurum Türkiye ve Türk Milletini yakından ilgilendiren ve Türk Ekonomisine büyük etkileri olan bir kurumdur. TMSF tarafından el konulan bankalar ve bu bankaların tasfiyesi ve mevduat sahiplerinin haklarının tahsili bakımından tüm ülkeyi ilgilendiren faaliyetlerde bulunmaktadır. Ayrıca, sahip olduğu yetkiler ve tasarruf ettiği para miktarları bakımından sıkı denetimi gereken bir kurumun başındadır.
Türk halkının seçmiş olduğu bir milletvekili olarak, görev ve sorumluluk bilinciyle, böyle geniş yetkilerle donatılmış bir kurumun yapmış olduğu ve kamuoyunda şaibeli görünen bazı hususlarda kurumdan bilgi alma hakkımı kullanarak bu hususlarda bilgi istedim.
Ayrıca milletvekili olarak beni seçmiş olan topluma karşı olan vazifelerim gereği, sorumluluk bilinciyle, kurumun hukuka ve toplumun ekonomik çıkarlarına aykırı görmüş olduğum bazı tasarrufları hakkında sadece bilgi almak amaçlı olarak TMSF Başkanlığına çeşitli defalar müracaatım olmuştur.
Yapmış olduğum bu bilgi almak amaçlı müracaatlarım sonucunda TMSF Başkanı olan şüpheli, bu bilgi edinme girişimlerimden rahatsız olmuş olmalı ki, "yarası olan gocunur" misali, çeşitli basın yayın kuruluşlarına demeçler vererek hakkımda hakarete varan ithamlar ileri sürmüş, mensubu bulunduğum kurumdaki görevim nedeniyle milletvekilliğim nedeniyle şahsıma hakaret içeren beyanlarda bulunmuştur. Bir kamu kurumunun başında bulunan birinci derecede yetkili ve sorumlu kişinin bu türden talihsiz sözler sarf etmesi şahsımı ve aidiyetim cihetiyle TBMM kurumunu derinden yaralamıştır.
Altını dikkatle çiziyorum, bir milletvekili olarak sadece TMSF'ye Uzanlar ile ilgili soru önergesi ve bilgi edinme başvurusunda bulunmadım, bugün TBMM'nin resmi internet sitesinde muhtelif konularda verdiğim kayıtlı soru önergesi sayısı 851, çeşitli kurum ve kuruluşlara yaptığım bilgi edinme başvurumun sayısı 372'dir.
Sorduğum soruların kamu adına sorulması dolayısıyla pek tabii gelen cevapları da kamu ile ve özellikle verilen cevapların doğru olup olmadığını tespit için soruda mevzuu edilen ilgililerle de paylaştım. Zaten kamu adına sorulan bir sorunun ve cevabının gizli kalması düşünülemez. Ahmet Ertürk, bundan da rahatsız oldu. Verdiği cevapların bazılarının gizli kalmasını istediği Başbakanlığın kendisi hakkında bana verdiği cevaplardaki yanlışlıklar yüzünden tahkikat açması ile sonuçlandı.
TMSF Başkanı olarak, hesabını veremeyeceği bir iş yapmaması gereken şüpheli, kendisinden Millet adına sormuş olduğum sorular ve yapmış olduğu işlemlerle ilgili bilgilendirme yazılarımı çeşitli defalar yanlış ve yanıltıcı bir şekilde cevaplamış, ayrıca bu durumdan gereksiz yere rahatsız olarak, basın yayın kuruluşlarını da kullanmak suretiyle, şahsıma hakarete varan sözler sarf etmiştir. Bu cümleden olarak;
29.03.2006 tarihinde RADİKAL gazetesinin internet sitesindeki haberde "Uzanların TBMM'deki temsilcisi kanalıyla yargı denetim mekanizmalarını gayri ahlaki biçimde kullandığını" söyleyen TMSF Başkanı Ahmet ERTÜRK "Saldırı altındayız" dedi.
... "burada ilan ediyorum; TBMM'de temsilcisi var. Bu temsilcileriyle yargı denetim mekanizmalarını gayri ahlaki biçimde kullanıyorlar. Bugüne kadar o değerli milletvekili tarafından son bir ayda beş defa bilgi edinme hakkı müracaatı yapıldı. Hepsinde UZAN grubu satışlarının teknik detayları istendi. Niye istiyorsun? Çünkü servis yapıyor. Bilgi edinme kuruluna da sesleniyorum, bu tür gayri ahlaki kullanımlara mani olunmalıdır. O milletvekiline tazminat davası açacağız. Kazanacaklarımızı fon geliri olarak yazacağız." şeklindeki şüpheli beyanları doğrudan şahsımı hedef alan ve şahsımı bazı kişilerin servisini yapmakla aşağılayan ve yapmış olduğum kanuni müracaatlarımı, "yargı denetim mekanizmalarını gayri ahlaki biçimde kullanmak" olarak niteleyen, bir suçlamadır.
Yine aynı yazının devamında Ertürk söz ettiği milletvekilinin isminin sorulması üzerine, "İsim önemli değil. TBMM de temsilcileri değil, temsilcisi var dedim. Yazarları da uyarıyorum. Hırsızların bodyguardlığını yapanlar itibar kaybediyor." dedi." Ertürk'ün ismini vermediği milletvekilinin ANAP genel Başkan Yardımcısı Emin ŞİRİN olduğu tahmin ediliyor"
Bu sözlerle şahsıma, onur, şeref ve kişisel saygınlığımı zedeleyecek somut olay ve olgular isnat edilmiştir. Şahsım adeta hırsız bodyguardı olmakla suçlanmış ve bu kadar aşağılayıcı bir cümle TMSF gibi önemli bir kurumun Başkanı olan bir bürokrat tarafından yapılmıştır.
Bir kamu görevlisinin görevini de aşarak, şahsi husumet ve kin dolu bu sözleri toplum karşısında basın yayın yoluyla sarf etmesi sonucunda şahsım ve bağlı bulunduğum TBMM gibi Türkiye Cumhuriyeti'nin en yüce kurumu onulmaz yaralar almıştır.
31.03.2006 tarihli Sabah Gazetesinde yen alan haberde, "TMSF Başkanı Ahmet Ertürk, katıldığı kanferansta, Uzan Grubu'nun TBMM'de temsilcisi bulunduğunu söylemesinin ardından, Anavatan Milletvekili Emin Şirin'le niçin karşı karşıya geldiğini Sabah'a anlattı. Açıklama sonrası Şirin, kendisinin hedef alındığını açıklamıştı. Ertürk, "Kamuoyunu nasıl mücadele ettiğimizi bilsin istedim. İsim vermedi. Ama Şirin'in, Uzanlar'ın temsilcisi sözünden sonra ortaya çıkması oldukça anlamlı ve düşündürücü" dedi. Ertürk, "Bir merkezi adeta onun sorularına yanıt vermek için tahsis ettik. Şirin'in istediği bilgiler, Uzanlar karşısında bizi sıkıntıya sokacak kadar stratejik. Bir milletvekili ısrarla ve sürekli neden bir grubun özel hukuki durumuyla ilgili ayrıntılı bilgi ister ki? Düşünmek lazım. Bize göre Anavatan Grubu ve TBMM Başkanlığı, Şirin'le ilgili işlem başlatmalı" ifadelerinden de görüleceği gibi, Ahmet Ertürk şahsıma hakaret etmekle kalmamış, milletvekili olarak görev yapmamı engellemek üzere, mensubu bulunduğum Parti ve TBMM üzerinde baskı unsuru oluşturmaya çalışmıştır. Ayrıca, "Şirin'in istediği bilgiler Uzanlar karşısında bizi sıkıntıya sokacak kadar stratejik" ifadesiyle de, sözde isim vermediği milletvekili'nden kastının Emin Şirin olduğunu itiraf etmiştir.
Yine şüpheli Ahmet ERTÜRK, 16.10.2005 tarihinde Habertürk Televizyonunda katıldığı Basın Kulübü adlı programda, "Bir milletvekili (Emin ŞİRİN'i kastediyor.) tam 65 soru önergesi vermiş TMSF'ye dönük. Bunların 30'u UZAN grubu operasyonuyla ilgili detay bilgiye ulaşma çabasına dönük. Acaba bu milletvekili bu soruları birileri adına mı soruyor diye şüphe ediyorum..." diyerek, şahsımı töhmet ve şaibe altında bırakmak ve toplumda rencide etmek amaçlı sözler sarf etmiştir. Televizyon programında yer alan bu beyanatlar, ayrıca 17 Ekim 2005 tarihli internet sitelerinde ve 18 Ekim 2005 tarihli ulusal basında, "Bir milletvekili 60'a yakın Uzan Grubu'yla ilgili soru önergesi veriyor ve detaylı bilgi istiyor. O da yetmiyor, Bilgi Edinme Kanununa göre Uzan Grubu'yla ilgili detaylı bilgi istiyor bizden. Burada bir garabet var. Bunun altında yatan bir çok neden var. Nerelere veriliyor belli değil" ifadeleriyle yaygın olarak yer alarak, şahsım kamuoyu önünde küçük düşürülmüştür.
Şüphelinin bu ve buna benzer, hakaret içeren beyanlarıyla ilgili olarak 03.04.2006 tarihinde TBMM Sayın Başkanlığı'na yapmış olduğum müracaat sonucu TBMM Başkanı Sayın Bülent ARINÇ imzasını taşıyan cevabi yazıda; "Bir milletvekilinin kaynağını Anayasa ve TBMM içtüzüğünden alan soru önergeleriyle, ayrıca bilgi edinme hakkı kanunu çerçevesinde bilgi edinme başvurularıyla hukukun kendisine tanıdığı hakları kullanması üzerine bir bürokratın amacını ve sınırını aşan yorum ve değerlendirmeler yapmış olması üzüntüyle karşılanmıştır." denmek suretiyle, şüphelinin sarf etmiş olduğu şahsımı ve mensubu bulunduğum kurum olan TBMM'yi hedef alan sözlerinin hukuka ve ahlaka aykırılığı TBMM Başkanlığınca da tescil edilmiş ve bu sözlerden, TBMM'nin manevi şahsiyetinin de yaralandığı beyan edilmiştir.
Bunun sonucu olarak TBMM Başkanı Sayın ARINÇ imzalı 04.04.2006 tarih ve A.01.GNS.0.10.00.02-20335 sayılı TBMM Başkanlık yazısı ile şüphelinin bağlı bulunduğu Devlet Bakanlığı, bürokratın uyarılması istemiyle bilgilendirilmiştir. Bu da göstermektedir ki, şüpheli söz konusu beyanatıyla, hem şahsımı hem de bağlı bulunduğum TBMM'nin saygınlığını zedelemiş, görevini kötüye kullanarak, kanundan doğan haklarımın kullanımı karşısında sarf ettiği sözlerle suç işlemiştir.
Bu konuyla ilgili olarak, TMSF Başkanı Ahmet Ertürk 16.10.2006 tarihli Milliyet Gazetesinden Kadife Şahin'e verdiği mülakatta, "Ertürk bu konuda iktidara da dokunan bir söyle içerisinde. Özellikle ANAP Milletvekili Emin Şirin'e karşı açıklamaları sonrasındaki gelişmeler umudunu azaltmış. Şöyle diyor: Bizim karşı karşıya kaldığımız güçlerin Türkiye'de hala bir takım manipülasyonları yapma yeteneğini koruduklarını görüyoruz. Geçmişte de bunu yapıyorlardı, aynı şeyi sürdürmeye çalışıyorlar. Maalesef Türkiye'deki sistem bu zaaflardan temizlenmiş değil. Geçen ay bir milletvekili ile ilgili bir değerlendirmede bulundum. Açıkçası bunun yankıları bana, siyasi sistemin hala eski hastalıklarından tam kurtulamadığını gösterdi. Siz hala Türkiye'deki sistemi bu seviyeye çıkaramamışsanız o zaman demek ki geçmişten hala ders alınabilmiş değil."
"Hala Türkiye'de bazı defolar söz konusu..." ifadesini kullanarak, hem beni, hem de TBMM Başkanlığını, "hastalıklı bir siyaset yapmak"la suçlamış ve TBMM'nin manevi şahsiyeti de tahkir edilmiştir.
Bir bürokratın bu tür sözler sarf etmesi hem etik açıdan hem de hukuki açıdan büyük bir yanlıştır. Kendi görevinin verdiği yetkileri de kötüye kullanarak, basın kuruluşlarına bu tür açıklamalar yapması, bunu da müteaddit defalar tekrarlaması, sanığın kasıtlı olarak hareket ettiğinin ispatıdır.
Tüm bu açıklamalar karşısında, sanığın görevinin verdiği yetkileri aşarak, kötü niyetli olarak ve küçük düşürme kastıyla sarf ettiği sözlerden dolayı hakkında gerekli iznin alınarak, soruşturma yapılması için işbu şikayete zaruret hasıl olmuştur.
DELİLLER : Sabah Gazetesi, Milliyet Gazetesi, Radikal gazetesi, Hürriyet Gazetesi, Zaman Gazetesi, Vatan Gazetesi, Danya Gazetesi, haber1 ve Kent haber, medyaline, habervitrini, yayın kuruluşlarının internet haber sitelerinin ilgili yayınları, ve her tür yasal delil.
SONUÇ VE İSTEM : Yukarıda arz ve izah etmeye çalıştığım nedenlerle, gerek şahsımı gerekse mensubu bulunduğum TBMM kurumunu tahkir eden, onur ve şerefim hususunda zedeleyici beyanlarda bulunan sanık hakkında tabii olduğu yargılama usulüne göre soruşturmanın yapılarak, hakkında ilgili kanun maddelerinden kamu davası açılmasına karar verilmesini, arz ve talep ederim. Saygılarımla.
01.06.2006
Şikayet Eden
Emin ŞİRİN
EK : Sabah Gazetesi, Milliyet Gazetesi, Radikal gazetesi, Hürriyet Gazetesi, Zaman Gazetesi, Vatan Gazetesi, Danya Gazetesi, haber1 ve Kent haber, medyaline, habervitrini, yayın kuruluşlarının internet haber sitelerinin ilgili yayınları, ve her tür yasal delil.
Recep Tayyip Erdoğan'dan yeni kaset :
Gerekirse papaz elbisesi bile giyerim
AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bir kaseti daha ortaya çıktı. Erdoğan, 1995'teki konuşmasında, verdikleri mücadelenin iktidara gelmesi uğruna papaz elbisesi bile giyebileceğini söylüyor.
Star TV'de yayınlanan kasette Erdoğan, kurallarını kendi inancı dışındaki yapının koyduğu bir toplumda yaşadıklarını belirterek, "O kuralları değiştirip kendi nizamımızı getirmenin mücadelesini veriyoruz" diyor. Ardından Erdoğan mücadelenin yöntemini şöyle açıklıyor: "Biz bu toplumun içinde yeni bir nizamı hakim kılmanın mücadelesi içindeyiz. Neydi o mücadele? Zamana ve zemine göre değişmeyen doğrunun iktidar olmasıdır. Bu mücadeleyi iktidara getirme noktasında gerekiyorsa ne yaparım dedim. Papaz elbisesi dahi giyerim. Bu var mı usulün içinde? Var tabii ki."
Erdoğan yine aynı dönemde bir başka kasette de laikliği "Dinsiz bir zihniyetin zulmüdür, bu ülkede müslümanlara yapılanlar" sözleriyle yorumluyor.
İstanbul
Milliyet Gazetesi - 30.05.2002
AKP'YE TEPKİLER ARTTIKÇA ARTIYOR!
14 Nisan 2007 ve 29 Nisan 2007 tarihlerinde yapılan mitingleri, Genelkurmay Başkanlığımızın ve ordumuzun hassasiyetini saygıyla karşılıyoruz!
Bu sayfa Hamit ERGÜL tarafından hazırlanmıştır.
|