
|
|
BOR'A HASRET
Anamın koyduğu azık aklımda
Her sabah kalkınca Bor'u özlerim.
Gün batar gurbette içimde tasa,
Özden rüzgarından haber gözlerim.
Firkat basar beni her akşam böyle,
Sıra selvilerden geçip de şöyle,
Çakılbahçe'den bi gonca kopartıp,
Sinandı bağından eseyim derim.
Seccademi serip yarımadaya,
Gece orda yatıp bakarak aya,
Yunak'ta soyunup gireyim suya
Bentkavak'a kadar yüzeyim derim.
Çayırlı Camide bir namaz kılıp?
İftiyan yoluyla, yedi odaya,
Acıgöl'de durup Kuddüs Baba'ya,
Bütün sırlarımı vereyim derim.
Gurubu seyredip kayabaşında,
Şıra kaynatayım kala dışında
Sızgıt dürümünde, arabaşında,
Eski lezzet var mı sorayım derim.
Azrail gelirse şu genç yaşımda,
Bir türkü yakılsın dombul başında,
Okçu suyu içip sabah beşinde?
Bor'da canımı al öleyim derim.
Bor'lu Ferit derde düştüm hasretle
BIr gün kavuşursun inşallah dosta
Paşa camii'nde serdiğim posta,
Yüzümü, gözümü süreyim derim.
Ferit ÜNAL
BOR'DA BİR AKŞAM
Altın bir elma düşer dalından göğün,
O renk renk gölgeleri dökülür, gün sonunun,
BIr nur havuzu dolar pembeliğiyle ünün,
Eteklerini tutar dağlar altın buğunun.
Salkım söğütlerin nur dökülür yaprak yaprak,
Ilık rüzgar dökerek geçer bütün dalları,
Bir akşam yemişidir elimde ılık toprak,
Ve bir masal kokusu aşıp gelir yolları.
Ellerim güneşe o kadar yakın; tutarım,
O elmayı ısırmak isterim ben bu akşam,
Eşsiz pembeliklerde yıkanırım-yatarım
Derim; hayata veda, sonsuzluğuma selam.
Bir Bor elması gibi ey batan güneş seni
Isırmak sitiyorum seni büyülü yemiş,
Hatırla masallarda bahtiyar geçen günü,
O günler, o günler bu özlemle zenginleşmiş.
Elim değiyor Hasan Dağı'na, serinliğe,
Yüksekliğe uçuyor.. Kar öbek öbek,
Pembe pembe halılar serilmiş "yürü" diye
Bu çocuk ufukları özledi, yürüyecek.
Duru bir pembeliğin örtüsündedir dağlar,
Dağların arasından uzatıp ellerimi
Erişmek istiyorum gök bitimine kadar,
Okşayabilmek için bütün sevdiklerimi.
Uyu, çocuğum uyu, ko başını dağlara,
Tanrının işlediği o yorganı; ufuğu,
Serdi bu eşsiz akşam, ilk yatağıma; Bor'a...
Ve bahçelerde annem ninni söylüyor uyu!
Her an değişen bir gül gibi açtı çocuğum,
Dağları okşamak... O dağları kafesinde,
Ufkunda öz elmayı koklamak istiyorum,
İşte, güneş orada akşamın bahçesinde.
Ceyhun Atıf KANSU
Bor'da Bir Sabah
Yürürüm, duvarlar boyu yürürüm,
Tozlu dallar sarkarlar kerpiç duvardan,
Sarı buzağılar, atlar görürüm,
Yaşlı koçlar ayrı yürür davardan.
Bir ağaç köprüden kotar geçerim,
Yürürüm dilimde türkü, yollardan.
Sorarım kuyuya, nettin gelini?
Deveyi yuttun da yedin malını,
Yiğidi çökerttin kırdın dalını,
Gelini ağıdı düşmez dillerden.
Gönlüme yayılır köpük kokusu,
Çağlaya çağlaya dağılırken su,
Yeşil yeşil kokar köpük yiyen su,
Bir mavilik akar gelir göllerden.
Pembe nanelerde ak kelebekler,
Islak kanatlarla uçar sinekler,
Oyun oynar suda büyülü renkler,
Böğürtlenler suyu öper dallardan.
Su içinde yeşil sazlar gerinir,
Gün ışığı halka halka görünür,
Oyuklarda beyaz köpük arınır,
Kayalar renk giyer altın ellerden.
Yeşil su, altın su, güzel çağlayan,
Gönlümdür sularla, düşen, oynayan,
Vuruldum sabahtan, sevdim sabahtan,
Güzelin adını sor güzellerden.
Yarime benzeyen kızlar yollarda,
Benim kuşlarımdır öten dallarda,
Annemin sesini duydum dillerde,
Bir kucak mutluluk derdim güllerden.
Ceyhun Atuf KANSU
|
|
|
|
|
BİNBİRİNCİ GECE
Gurbetten gelmişim, yolcuyum hancı
Şuraya bir yatak ser yavaş yavaş...
Aman karanlığı görmesin gözüm!
Beyaz perdeleri ger yavaş yavaş.
Sıla burcu burcu ille ocağım
Çoluk çocuk hasretinde kucağım...
Sana her şeyimi anlatacağım,
Otur başucuma sor yavaş yavaş.
Güç bela bir bilet aldım gişeden
Yolculuk başladı Haydarpaşa'dan!
Hancı n'olur elindeki şişeden,
BIr kaç yudum daha, ver yavaş yavaş.
Ben o gece hem ağladım hem içtim,
İki gün diyardan diyara uçtum...
Kayseri yolundan Niğde'ye geçtim;
Uzaktan göründü Bor yavaş yavaş.
Garibim; her taraf ban yabancı,
Dertliyim; çekinme doldur be hancı!
İlk önce kımıldar hafif bir sancı,
Ayrılık sonradan kor yavaş yavaş.
Bende bir resmi var yarısı yırtık
On yıldır evimin kapısı örtük!
Garip, bir de sarhoş oldu mu artık,
Bütün sırlarırıı der yavaş yavaş.
İşte hancı! ben her zaman böyleyim
Öteyi ne sen sor ne ben söyleyim
Kaldır artık boş kadehi neyleyim,
Şu benim hesabı gör yavaş yavaş.
Bekir Sıtkı ERDOĞAN
BOR'DA BAHAR
Ortaanadolu'nun küçük, şirin köşesi
Sanki seher yeliyle esilir yeşil Bor'da
Bağların de dinlenir kuşların şakrak sesi,
İlham, gönülde derya, yüzülür Yeşil Bor'da.
Çiçeklenir ağaçlar, yemyeşil olur kırlar,
İpek ipek ibrişim ilkbaharda çayırlar,
Kuzuya mera olur, güzden kuru bayırlar,
Bu mevsimde arzuyla gezilir Yeşil Bor'da.
ÇAKILBAHÇE, GEBERE, KAYABAŞI'nda bahar,
Özdende karsuları, coşarak çağlar akar
BENTKAVAK, MANASTIR'da sevdaya türkü yakar,
Sevgilinin yüreği ezilir Yeşil Bor'da.
Bahçeler gonca gonca, çeşit çeşit gülleri,
Ötüşürken yarışır bülbüllerin dilleri
İlkbaharda yemyeşil giyer mevsim tülleri,
Sevgi dolu güzellik, süzülür Yeşil Bor'da.
YANIK KAPI, bağları mor menekşe kokuyor
YUNAK'da HUMAN Çayı Köpürerek akıyor
KIZILYER'de leblebi çiçekleri şakıyor,
Duygular sanki düğüm, çözülür Yeşil Bor'da.
Hıdırellezle gidilir bağa, yeni yaprağa,
Canlılık fışkırıyor, hayat gelmiş toprağa
Gece çiçeklerinden esans yayılır, dağa
İlham gelir, mısralar yazılir Yeşil Bor'da.
Bor'a özlemle dolu Bor'lular gurbet elde
Birer hatıra şimdi yanık türküler dilde,
Kavuşmamız neşedir hasretli gönüllerde,
Sabır vuslata tesbih, dizilir Yeşil Bor'da.
Hayat kazanmak için gurbetlere gittiniz,
Bazan mektup yazdınız, bir selam ilettiniz,
Ana baba kalbinde vuslatı özlettiniz,
Sizi bekleyen ecdad üzülür Yeşil Bor'da.
ACIGÖL, ELALDI'da hayatın son durağı,
Kimini gobca iken erken almış kırağı
Anmadan durulmuyor neşe olsa da ağı,
Her geçişte burukluk sezilir Yeşil Bor'da.
Kaynakları beslesin; yaşatsın karlı dağlar,
Pınarlar şırıl şırıl, mehtaba çelenk bağlar,
FESCİOĞLU, sevinçli gelmiş yine ilkbahar,
Sevgilere mezar mı kazılır Yeşil Bor'da.
M. Emin ARISOY (FESCIOĞLU)
|
|
|
|
|
|
Bor Şehri
Tesmiye kıldı erenler Bor iken Nur adını,
Etti çok zira Huda uşşakını ubbadını.
Ekseri halkın mesakin dahi mazlum ise de,
Gönderir Rezzak-ı Alem cümlesinin zatını.
Alimi çok, talibi çok, ez-kadim hem salihi,
Zakiri çok eylemez terk ruz ü şeb evradını.
Görmedim hiç böyle bir kavm ki zekatların verir.
Hakk Tealâ eylemiş çok anların hasadını.
Çoğu çulha, rençberi çok, ağniyası borçlu hem,
Kesmesin Mevlâ o kavmin avnini imdadını.
Bid'ati az, ziyneti az, saire nisbet ile,
Nasihin pendin tutarlar mürşidin irşadını.
Affı galib, kezmi galib, kin adavet tutmayıp,
Biribirinin kim temenni eylemez berbadını.
Çün peder merhum ederdi anı tercih Mer'aş'e,
Görüben kurasını huffazını zühhadını.
Kadiri saliklerinden oluben uyandılar,
Hep severler kendini Geylanı'nı Bağdad'ını.
Köyleri çok imiş evvel cümlesi olmuş harap,
Eyleyip viran, haramiler kamu bünyadını.
Sahibi yoktur Huda'dan gayri işbu beldenin,
Kahr ü ilhak eylesin Mevlâ anın hüssadını.
İçlerine bir garip gelse unutur beldesin,
Gezdirir seyrettirirler bahçe-i abadını.
Eyledi medhini Türkmanice Kuddusi anın,
Medh eder her kim de görse bağ u ma'i badını.
Ahmet Kuddusi
GEÇMEDİ BOR'UN PAZARI
BAĞLA EŞEĞİNİ SİKKEYE
Çanaklar kırılarak
Satılmaz...
Kârlı işler ara.
Sırtında kambur
Yün çırpar
Avradın Zâra.
Acıkan çocukların
Yem bekleyen hayvanların
Düşündürmesin seni...
Geçmedi Bor'un pazarı
Bağla eşeğini sikkeye;
Para kazanacaksın,
Gitmeyeceksin Niğde'ye...
Umutsuz kalma
Pazar meydanlarında...
Müşterilerin duysun sesini,
"Halil yine gelmiş..." desinler.
Dallarından koparılmış
Elmalarından sat,
Buz gibi yesinler...
Geçmedi Bor'un pazarı
Bağla eşeğini sikkeye;
Satacaksın malını
Para kazanacaksın,
Gitmeyeceksin Niğde'ye...
Seni üzmesin
Vurdumduymazlıklar...
Hileli işler,
Cambazlıklar...
Bırak bunları
Bir kenara,
Kafanı yorma...
Geçmedi Bor'un pazarı
Bağla eşeğini sikkeye;
Satacaksın malını
Para kazanacaksın,
Gitmeyeceksin Niğde'ye...
Üzeyir Lokman ÇAYCI
Bor - 09.05.2000
GEÇTİ BOR'UN PAZARI
Başta kavak yelleri estiği günler hani ?
Beklediğin nişanlar, şerefler, ünler hani?
Aradığın sevgili, şanlı düğünler hani?
Selvi gibi ümitler döndü birer iğdeye,
Geçti Bor'un pazarı, sür eşeğini Niğde'ye.
Sende cevher var imiş bunu herkes ne bilsin.
Kimler böyle züğürdün huzurunda eğilsin ?
Şöyle bir dairede müdür bile değilsin.
Ne çıkar öğrenmişsin mesahayı pi diye,
Geçti Bor'un pazarı, sür eşeğini Niğde'ye.
Bilmemki ne olmaktı senin gayen, maksadın ?
Fare gibi kitapların arasında yaşadın.
Ne dans ettin eğlendin, ne sevdin kız kadın,
Kim dedi hey serseri gençliğine kıy diye ?
Geçti Bor'un pazarı, sür eşeğini Niğde'ye.
Gönül ne çalgı ister, ne eğlence ne de dans,
Ne güzel kadınların önlerinde reverans.
Kapandıkça kapandı bunca yıldır kahpe şans.
İhtiyarlık gölgesi perde çekti dideye,
Geçti Bor'un pazarı, sür eşeğini Niğde'ye.
Fırsatı iyi kolla, sakın olma dangalak,
Keyfine bak dünyada gülerek, oynayarak.
Sende iç şampanyalar, viskiler bardak bardak,
Dokunuyor üç kadeh şimdi bizim mideye,
Geçti Bor'un pazarı, sür eşeğini Niğde'ye.
Hasanın böreğine vaktinde yetişmeli,
Hiç durmadan gövdeye atıştırıp şişmeli.
Yanıpta kavrulmadan mükemmelen pişmeli,
Yoksa seni almazlar hiç bir yere çiy diye,
Geçti Bor'un pazarı, sür eşeğini Niğde'ye.
Namdar Rahmi KARATAY
BOR ŞEHRİ
Sevgiler, saygılar ve mutlu insanlar
Ayrı bir heyecanla kurulur pazarlar
Çan, çıngırak, heybe, saç, kepe kepenek
Ne çok el sanatı var bir bilsek
Rahatı sevmez Bor halkı
Durmadan üreterek, çabalar, çalışır,
Sabah erkenden işe koşar, selam vererek
Her gün yeni bir heyecanla başlar,
Kimi işine, kimi de bağlara, bahçelere taşınır
Okumuşu çoktur, aydındır Bor halkı
Üretken insanları yetiştirir çok çeşitli has meyveleri
Yaşamın rengidir bağları ve bahçeleri
Tarihe uzanır değişik kültürleri
Buluşmuştur hepsi bu güzel topraklarda
Seyre doyum olmaz Kayabaşı'ndan Ova
Bu topraklarda doğa da bir başka
Hayatta bir başka
Bir yanı bozkır, bir yanı yeşil örtü
Kışları sert, yazları ise yayla
İnsanları sevecen ve mutlu
Alışmıştır her koşulda yaşamaya,
Eller dua için açılırken huşu ile,
Memleket sevgisi vardır içten içe,
Her köşesinde ayrı bir anı yaşar,
Bor'u gezen insan gördüğüne şaşar
Tarihi evleri, kiliseleri, camileri,
Her köşede var dünün izleri
Bir yol uzanınca Kemerhisar ile Bahçeli'ye,
Ötede Çukurkuyu,Gökbez, İftiyan sanki seslenir.
Yaşarken tarihten gelen eserleri,
Balcı'da anıt kestane ağacı ovayı selamlar
Gezdiğiniz yerde doğa ile tarih sanki birlikte oynar...
Yemek vakti geldiğinde birer birer kurulur sofralar
Söğürmeler, kavurmalar, tavalar
Olmaz ise çökelek ile dürümde var
Ve gün geceyle buluştuğunda
Evlerde bir dost meclisi kurulur sonra,
Günlük anılar anlatılır orada
Geçmişle bağlantılar kurularak...
Sevgiler yoğundur, komşulukta yürekten,
Bor'da yaşanır gündüzde gecede,
Güzellikler samimi ve içten,
Gerçek içinde gerçekten...
ÖMER FETHİ GÜRER
|
|